
Eylül ayının gelmesiyle birlikte evlerde bir heyecan fırtınası eserdi. Çocuğu okula yeni başlayanların heyecanı ile bir üst sınıfa geçmiş annelerin heyecanı farklı olur, yürekler küt küt atardı. Çarşı ve pazar; alışveriş yapanlarla dolar, minikler siyah önlükleriyle kelebekler gibi ortalıkta uçuşurdu. Kırtasiyeler; kitap listelerini camlarına asar, birkaç çift göz ise kalem ve defterleri ellerinde yazılanları not alırlardı. Alınan notlar arttıkça cepten çıkacak para da o oranda artardı. Gözlerin aradığı bir şey daha vardı ki orası çoktan kepenklerini açıp müşterisini beklemeye koyulmuştur bile. Çocuk sesleri arasında usulca sokulduğunuz ve ferahladığımız yer; ikinci el kitap pazarından başkası değildi. Pazar; bazen Çifte Minareli Medresesi’nin yanı başında, bazen eski adliye binasının arkasında, bazen de Kitapsarayı’nın önünde kurulurdu.
Kömürlükteki, çatı katındaki, dolaplardaki ya da çanta içlerindeki bütün kitaplar ortaya çıkarılır; el arabası ya da çuvala doldurulup kitap pazarına yönelirdik. Erkenden pazara gitmek daha iyi yer almak olduğundan Pazaryeri erkenden dolardı. Geç gelenler arkalarda kalır, müşteri bulmakta zorlanırlardı. Elde kalan eski kitaplar, tezgâhların önüne serilir müşteri beklenirdi. Elinde kâğıtla; tezgâh tezgâh dolaşan amcalar, teyzeler ve nineler memnun edilmeye çalışılırdı. Satılan kitaplar, alanların bütçelerinde rahatlamaya sebep olurken satan için de aynı durum geçerli olurdu. Bu işi meslek edinenler ise haylice yüklü para kazanırdı. Pazardan ekmeğini çıkaranlar sadece kitap satanlar değildi, elbette. Çay servisi yapanlar, simitleri tepesinde dolaşanlar, ekmek arası dürüm yapıp getirenlerden tutun da kırtasiye malzemesi satanlara kadar herkes ekmeğinin peşinde olurdu. Pazara getirilen kitapların her yönüyle temiz olması müşteri bulunmasını kolaylaştırırdı. Yazarı değişen, satılmayan kitaplar ise artık soba önündeki yerini almaya koyulurdu. Yaklaşık iki hafta süren panayır; okulların açılmasıyla birlikte daha da kalabalıklaşır, hafta sonuna doğru müşterisini kaybetmeye başlardı. İkinci haftadan sonra ise pazarda sadece meslek erbabı kalır, gelenlere satışlarını yaparlardı.
Kitap pazarı; eski dostların görüldüğü, yeni arkadaşlıkların da filizlendiği bir güzellikti. Sergimizin iki yanı başındaki arkadaşlarla tanışılır, gün boyu koyu sohbetlerimiz olurdu. Bir yere gidecek olursak; tezgâhı ona teslim eder, gönül rahatlığıyla işimizi yapardık. Evden getirdiğimiz yiyecekleri veya çarşıdan aldığımız yiyeceklerimiz paylaşır, birbirimize ikramlarda bulunurduk. Satışlar konusunda birbirimizi destekler, zarar görmememiz için müzakere ederdik. Kitaplarımız bitip de ayrılık vakti gelince arkadaşlarımızla vedalaşır, adreslerimizi alırdık. Sanki yıllar yılı birlikteymişiz gibi hüzünlenir, arkasından bakakalırdık. Kitap pazarına uğradığımızda ise ilk onun yanına uğrardık. Artık yeni dostlarımız olmuş, selam vereceğimiz insan sayısı da artmıştır. Bu dostluklar uzun yıllar devam eder, görülen her yerde selam ve muhabbetten sonra eski günler yâd edilirdi…
Pazarımızda tatsızlıklarında yaşandığı anlar olur, büyük kavgalarda çıkardı. Pazarda en çok rağbet gören kitaplar pazara gelince; getirenin hemen başına üşüşülür, cüzi bir fiyata kitaplar alınmaya çalışılırdı. Çoğu zaman pazarın yabancısı olan satıcı; bu ilgiye kanar, ucuz bir fiyata kitaplarını satardı. Kitaplarını satanlar, az ötede kendilerinin ucuza sattığı kitaplarını fahiş fiyata satıldığını görünce üzüntüyle pazarı dolaşmaya devam ederdi.
Bu kadar güzelliğin içerisinde en çirkin şey ise bazı gözü dönmüşlerin yaptığı hırsızlık olaylarıydı. O an itibariyle haram ve helalin çizgisini ayıramayanların yaptığı bu nahoş durum kabul edilemez bir durumdu. Tezgâh başına gelen hırsızlar; kitap sorma bahanesiyle gelir, sorular sorarak dikkati dağıtmaya çalışırlardı. Sen; ona cevap vermekle uğraşırken diğer arkadaşı beğendiği kitabı alır, usulca oradan uzaklaşırdı. Eğer onlara diş geçirecek gücün varsa kitabı ondan almak, kolay olurdu; ama ya güçsüzsen suçlu dahi olup belki de dayak bile yerdin. Hırsızlıklar çoğu zaman böyle yapsalar da bazen de el arabasına binerek icraatlarını yaparlardı. Kitabı alır, fark edilirse de o zaman bırakarak geri dönerlerdi. Bugün bunları yapanlar yaptıklarından pişman mıdırlar bilmem; ama çoğumuzun hafızasında kalan bu kötü anekdotlar, onlardan bir alacağımızın olduğunun canlı şahitleridir…
Kömürlükteki, çatı katındaki, dolaplardaki ya da çanta içlerindeki bütün kitaplar ortaya çıkarılır; el arabası ya da çuvala doldurulup kitap pazarına yönelirdik. Erkenden pazara gitmek daha iyi yer almak olduğundan Pazaryeri erkenden dolardı. Geç gelenler arkalarda kalır, müşteri bulmakta zorlanırlardı. Elde kalan eski kitaplar, tezgâhların önüne serilir müşteri beklenirdi. Elinde kâğıtla; tezgâh tezgâh dolaşan amcalar, teyzeler ve nineler memnun edilmeye çalışılırdı. Satılan kitaplar, alanların bütçelerinde rahatlamaya sebep olurken satan için de aynı durum geçerli olurdu. Bu işi meslek edinenler ise haylice yüklü para kazanırdı. Pazardan ekmeğini çıkaranlar sadece kitap satanlar değildi, elbette. Çay servisi yapanlar, simitleri tepesinde dolaşanlar, ekmek arası dürüm yapıp getirenlerden tutun da kırtasiye malzemesi satanlara kadar herkes ekmeğinin peşinde olurdu. Pazara getirilen kitapların her yönüyle temiz olması müşteri bulunmasını kolaylaştırırdı. Yazarı değişen, satılmayan kitaplar ise artık soba önündeki yerini almaya koyulurdu. Yaklaşık iki hafta süren panayır; okulların açılmasıyla birlikte daha da kalabalıklaşır, hafta sonuna doğru müşterisini kaybetmeye başlardı. İkinci haftadan sonra ise pazarda sadece meslek erbabı kalır, gelenlere satışlarını yaparlardı.
Kitap pazarı; eski dostların görüldüğü, yeni arkadaşlıkların da filizlendiği bir güzellikti. Sergimizin iki yanı başındaki arkadaşlarla tanışılır, gün boyu koyu sohbetlerimiz olurdu. Bir yere gidecek olursak; tezgâhı ona teslim eder, gönül rahatlığıyla işimizi yapardık. Evden getirdiğimiz yiyecekleri veya çarşıdan aldığımız yiyeceklerimiz paylaşır, birbirimize ikramlarda bulunurduk. Satışlar konusunda birbirimizi destekler, zarar görmememiz için müzakere ederdik. Kitaplarımız bitip de ayrılık vakti gelince arkadaşlarımızla vedalaşır, adreslerimizi alırdık. Sanki yıllar yılı birlikteymişiz gibi hüzünlenir, arkasından bakakalırdık. Kitap pazarına uğradığımızda ise ilk onun yanına uğrardık. Artık yeni dostlarımız olmuş, selam vereceğimiz insan sayısı da artmıştır. Bu dostluklar uzun yıllar devam eder, görülen her yerde selam ve muhabbetten sonra eski günler yâd edilirdi…
Pazarımızda tatsızlıklarında yaşandığı anlar olur, büyük kavgalarda çıkardı. Pazarda en çok rağbet gören kitaplar pazara gelince; getirenin hemen başına üşüşülür, cüzi bir fiyata kitaplar alınmaya çalışılırdı. Çoğu zaman pazarın yabancısı olan satıcı; bu ilgiye kanar, ucuz bir fiyata kitaplarını satardı. Kitaplarını satanlar, az ötede kendilerinin ucuza sattığı kitaplarını fahiş fiyata satıldığını görünce üzüntüyle pazarı dolaşmaya devam ederdi.
Bu kadar güzelliğin içerisinde en çirkin şey ise bazı gözü dönmüşlerin yaptığı hırsızlık olaylarıydı. O an itibariyle haram ve helalin çizgisini ayıramayanların yaptığı bu nahoş durum kabul edilemez bir durumdu. Tezgâh başına gelen hırsızlar; kitap sorma bahanesiyle gelir, sorular sorarak dikkati dağıtmaya çalışırlardı. Sen; ona cevap vermekle uğraşırken diğer arkadaşı beğendiği kitabı alır, usulca oradan uzaklaşırdı. Eğer onlara diş geçirecek gücün varsa kitabı ondan almak, kolay olurdu; ama ya güçsüzsen suçlu dahi olup belki de dayak bile yerdin. Hırsızlıklar çoğu zaman böyle yapsalar da bazen de el arabasına binerek icraatlarını yaparlardı. Kitabı alır, fark edilirse de o zaman bırakarak geri dönerlerdi. Bugün bunları yapanlar yaptıklarından pişman mıdırlar bilmem; ama çoğumuzun hafızasında kalan bu kötü anekdotlar, onlardan bir alacağımızın olduğunun canlı şahitleridir…