
“Biz, Kuran okuduğun zaman, seninle ahirete inanmayanların arasına gizleyici bir perde çekeriz.” (İsra 45)
Ayette geçen ‘mestur’ ifadesi, örtülü, gizli, saklı, kapalı, perdeli anlamındadır. Kulağımız vardır; fakat çalışmaya öyle dalarız ki, solandaki duvar saatinin tik taklarını işitmeyiz. Gözümüz vardır; fakat öyle zamanlar olur ki aynı yöne bakarız ama başkasının gördüğünü biz görmeyiz! Vitrine bakan bir insan onlarca şeye bakar, ancak alacağı gömleği görür ve onu inceler. Salonda akşam yemeği yenilmektedir ve TV açıktır, TV’de insanlar konuşmaktadır, masadakiler de kendi aralarında konuşmaktadır, birden masadakilerden biri işret ederek, insanları susturur ve dönüp TV’ye, konuşan adamlardan birine bakar; onu işitmiştir, onu dikkatlice dinler! Demek ki sadece gördüğümüz şeye bakar; işittiğimiz şeyi duyarız! Görmüyorsak bakamayız, işitmiyorsak duyamayız! İnanç, ideoloji, felsefe, çıkar, duygusal arayış görme ve işitmeyi yönlendirir, açık ya da perdeli kılar, denilebilir.
Pencerenin perdesi çekilirse artık bahçe ya da sokak görülmez. Şiddetli ışık da perde gibi bir etki yapar, ışık yoğunluğundan çevredeki şeyler görülmez; yüksek frekansta yayılan ses de insanı âdeta sağır eder. Ancak bunlar fiziki engellerdir. Ayette ifade edilen perdelenme durumu ise manevi bir körlük ve sağırlıktır; kişinin tercihi sonucu gerçekleşir. Buradaki görmeyi, işitmeyi ve anlamayı engelleyen tercih; atalar dini, kültürel bağlılık, çıkar, kibir, gurur, öfke vb. faktörlerdir.
İşte İsrâ suresinin 45. ayeti bu tutum ve davranışa dikkat çekiyor. Allah, işitmek için kulak, görmek için göz, anlamak için akıl ve vicdan vermiştir; fakat kişi oluşmuş değerleri nedeniyle Peygamberi ve Kuran’ı işitmemeyi, anlamamayı tercih etmiştir. Aklını, vicdanını, iradesini olumlu yönde kullanmaması kişinin kendi kendini perdelemesidir. Peygamberi ve Kuran’ı görmek, duymak, anlamak istemediğinden Allah da kişinin isteğini yaratmaktadır. İsrâ suresinin konuyu devam ettiren 46-48. ayetlerinde inançsızların gerçekleştirdiği iradî körlük ve sağırlık izah edilmiştir:
“…Sen, Kuran’da Rabbinin birliğini yâd ettiğinde onlar, canları sıkılmış bir vaziyette, gerisin geri dönüp giderler.
Biz, onların seni dinlerken ne maksatla dinlediklerini, kendi aralarında fısıldaşırlarken de o zalimlerin: ‘Siz, büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz!’ dediklerini çok iyi biliriz.
Baksana; senin için ne türlü benzetmeler yaptılar! Bu yüzden, (öyle bir) saptılar ki, artık doğru yolu bulamayacaklardır.”
Sonuç: “Bizi kendisine çağırdığın şeye karşı kalplerimiz bir örtü içindedir. Kulaklarımızda bir ağırlık, aramızda ise bir perde vardır. Artık sen bildiğini yap biz de bildiğimizi yapıyoruz, derlerdi.” (Fussilet 5) Demek; kimsenin gözü kör, kulağı sağır, kalbi perdeli değildir; İslam’ı inkâr edenler, oluşmuş değerlerini, kin, kibir, gurur gibi kötü hislerini gözlerine, kulaklarına ve kalplerine isteyerek perde kılmış, gerçeğin sesini işitmek ve anlamak istememişlerdir. Allah da bu durumlarını tasdik etmiştir.
Ayette geçen ‘mestur’ ifadesi, örtülü, gizli, saklı, kapalı, perdeli anlamındadır. Kulağımız vardır; fakat çalışmaya öyle dalarız ki, solandaki duvar saatinin tik taklarını işitmeyiz. Gözümüz vardır; fakat öyle zamanlar olur ki aynı yöne bakarız ama başkasının gördüğünü biz görmeyiz! Vitrine bakan bir insan onlarca şeye bakar, ancak alacağı gömleği görür ve onu inceler. Salonda akşam yemeği yenilmektedir ve TV açıktır, TV’de insanlar konuşmaktadır, masadakiler de kendi aralarında konuşmaktadır, birden masadakilerden biri işret ederek, insanları susturur ve dönüp TV’ye, konuşan adamlardan birine bakar; onu işitmiştir, onu dikkatlice dinler! Demek ki sadece gördüğümüz şeye bakar; işittiğimiz şeyi duyarız! Görmüyorsak bakamayız, işitmiyorsak duyamayız! İnanç, ideoloji, felsefe, çıkar, duygusal arayış görme ve işitmeyi yönlendirir, açık ya da perdeli kılar, denilebilir.
Pencerenin perdesi çekilirse artık bahçe ya da sokak görülmez. Şiddetli ışık da perde gibi bir etki yapar, ışık yoğunluğundan çevredeki şeyler görülmez; yüksek frekansta yayılan ses de insanı âdeta sağır eder. Ancak bunlar fiziki engellerdir. Ayette ifade edilen perdelenme durumu ise manevi bir körlük ve sağırlıktır; kişinin tercihi sonucu gerçekleşir. Buradaki görmeyi, işitmeyi ve anlamayı engelleyen tercih; atalar dini, kültürel bağlılık, çıkar, kibir, gurur, öfke vb. faktörlerdir.
İşte İsrâ suresinin 45. ayeti bu tutum ve davranışa dikkat çekiyor. Allah, işitmek için kulak, görmek için göz, anlamak için akıl ve vicdan vermiştir; fakat kişi oluşmuş değerleri nedeniyle Peygamberi ve Kuran’ı işitmemeyi, anlamamayı tercih etmiştir. Aklını, vicdanını, iradesini olumlu yönde kullanmaması kişinin kendi kendini perdelemesidir. Peygamberi ve Kuran’ı görmek, duymak, anlamak istemediğinden Allah da kişinin isteğini yaratmaktadır. İsrâ suresinin konuyu devam ettiren 46-48. ayetlerinde inançsızların gerçekleştirdiği iradî körlük ve sağırlık izah edilmiştir:
“…Sen, Kuran’da Rabbinin birliğini yâd ettiğinde onlar, canları sıkılmış bir vaziyette, gerisin geri dönüp giderler.
Biz, onların seni dinlerken ne maksatla dinlediklerini, kendi aralarında fısıldaşırlarken de o zalimlerin: ‘Siz, büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz!’ dediklerini çok iyi biliriz.
Baksana; senin için ne türlü benzetmeler yaptılar! Bu yüzden, (öyle bir) saptılar ki, artık doğru yolu bulamayacaklardır.”
Sonuç: “Bizi kendisine çağırdığın şeye karşı kalplerimiz bir örtü içindedir. Kulaklarımızda bir ağırlık, aramızda ise bir perde vardır. Artık sen bildiğini yap biz de bildiğimizi yapıyoruz, derlerdi.” (Fussilet 5) Demek; kimsenin gözü kör, kulağı sağır, kalbi perdeli değildir; İslam’ı inkâr edenler, oluşmuş değerlerini, kin, kibir, gurur gibi kötü hislerini gözlerine, kulaklarına ve kalplerine isteyerek perde kılmış, gerçeğin sesini işitmek ve anlamak istememişlerdir. Allah da bu durumlarını tasdik etmiştir.