
Toplumların inşasında öğretmenlere düşün görev diğer meslek gruplarından çok farklı olmaktadır. Diğer meslek grupları var olan yapının işlemesi ve toplumun sosyal bünyesinin canlı, aktif kalmasını sağlarken öğretmenlik mesleği, bunun bir adım daha ötesine geçerek toplumun geleceği ile uğraşmakta, geleceğe emin adımlarla yürüyen cemiyetin yolu üzerindeki engelleri açma uğraşısı ile yoğunlaşmaktadır.
Ahmet Hamdi Tanpınar, Yaşadığım Gibi adlı eserinde ölümün yok oluş olduğunu, insanın bireysel olarak ölüm hâlinde yok olacağını, fakat cemiyet hayatı içinde ölümün çok anlamının olmadığını ifade ederek edebi devamlılığın cemiyette olduğunu, fert hayatı yerine cemiyet hayatının önem kazandığını dile getirmiş milleti bir çınara benzeterek “Ben bu çınarda milyonlarca yaprağın arasında bir yaprağım, mesele benim devamım değil, bu çınarın devamıdır. O devam ettikçe ben devam etmiş olacağım. Sonsuz zaman içinde onun vakarlı, gövdesinin yükseldiğini bilmek benim için yetişir. Milyonlarca kuş her akşam onda toplanacak, her sabah şafakla oradan geniş mekânı fethe uçacak, mevsimeler değişecek, devirler geçecek fakat o daima kendisi kalacaktır. Başı muzaffer aydınlıkta yüzecek, kökü karışık ağlarıyla toprağın derinliklerini yakalayacak, fırtına, yıldırım, her şey onu denecek, fakat o daima zamanın ve mekânın hâkimi kalacak” demiştir.
Tanpınar’ın toplumu çınara benzettiği bu örnekte, diğer meslek grupları bu çınarın gövdesini sağlam tutmaya çalışırken öğretmenlik mesleği bu gövdenin ayağına en tatlı, en gür suları getirmek için uğraşmakta, onun köklerinin sökülemeyecek şekilde en derinliklere inmesine, başının ise gök yüzüne doğru uzamasına çaba harcamaktadır.
Öğretmen hâl ile uğraşmaz, öğretmenin gözü daima ufuklara bakar, geleceği görmeye, onu okumaya çalışır. Öğrencilerini geleceğe hazırlamayı, geleceğe göre tedbirler almaya kendine vazife bilir.
Her meslek grubu emeğinin, ürettiğinin karşılığını hemen alıyorken, öğretmenlerin bazıları bu mutluluğu yaşayamamaktadır. Çünkü öğretmenlikte hazıra konma yoktur, o meslekte ekilen tohumlar yıllar sonra ürüne dönüşmektedir. Öğretmen göçmen kuşlar gibi gagalarıyla toprağa tohum atarak yollarına devam etmektedir. Öğretmenlerin gözü ileride, akılları ise geride bıraktıklarında kalmaktadır. Bu nedenle her derse girişinde kendine özgü bir heyecan duyan ve öğretmen olmanın hazzını üç yüz altmış beş gün yaşayan öğretmenler için 24 Kasım daha özel bir anlam taşımaktadır.
Nihat Sami Banarlı öğretmenlik mesleği için “Hocalık (öğretmenlik) mesleğinin öyle mesut zamanları vardır ki onların en küçük bir anını satın almak için dünyanın milyonları kâfi gelmez. Vatan çocuklarına bir kelime öğretebilmek saadeti, onları temiz manevi damarlarında bir bilgi, bir fikir ve bir ideal unsuru yaşayabilmek, onlara her fikri, her bilgiyi doğruluğuna ve faydasına verebilme hazzı… İşte yeryüzünde bu hazzı satın alabilecek servetin bulunmaması, servetin azlığından değil, hazzın büyüklüğündendir,” demektedir.
Bir kişinin öğretmen olmadan daha ziyade öğretmen olarak hatırlanmayı hak etmesi saadetlerin en güzeli olacaktır.
Bir fincan kahveye kırk yıl hatır biçen bir kültürün sadece bir günde öğretmenleri göstermelik hatırlaması, insanın midesinde acı bir kahve telvesi ağırlığını hissettirmektedir.
Ahmet Hamdi Tanpınar, Yaşadığım Gibi adlı eserinde ölümün yok oluş olduğunu, insanın bireysel olarak ölüm hâlinde yok olacağını, fakat cemiyet hayatı içinde ölümün çok anlamının olmadığını ifade ederek edebi devamlılığın cemiyette olduğunu, fert hayatı yerine cemiyet hayatının önem kazandığını dile getirmiş milleti bir çınara benzeterek “Ben bu çınarda milyonlarca yaprağın arasında bir yaprağım, mesele benim devamım değil, bu çınarın devamıdır. O devam ettikçe ben devam etmiş olacağım. Sonsuz zaman içinde onun vakarlı, gövdesinin yükseldiğini bilmek benim için yetişir. Milyonlarca kuş her akşam onda toplanacak, her sabah şafakla oradan geniş mekânı fethe uçacak, mevsimeler değişecek, devirler geçecek fakat o daima kendisi kalacaktır. Başı muzaffer aydınlıkta yüzecek, kökü karışık ağlarıyla toprağın derinliklerini yakalayacak, fırtına, yıldırım, her şey onu denecek, fakat o daima zamanın ve mekânın hâkimi kalacak” demiştir.
Tanpınar’ın toplumu çınara benzettiği bu örnekte, diğer meslek grupları bu çınarın gövdesini sağlam tutmaya çalışırken öğretmenlik mesleği bu gövdenin ayağına en tatlı, en gür suları getirmek için uğraşmakta, onun köklerinin sökülemeyecek şekilde en derinliklere inmesine, başının ise gök yüzüne doğru uzamasına çaba harcamaktadır.
Öğretmen hâl ile uğraşmaz, öğretmenin gözü daima ufuklara bakar, geleceği görmeye, onu okumaya çalışır. Öğrencilerini geleceğe hazırlamayı, geleceğe göre tedbirler almaya kendine vazife bilir.
Her meslek grubu emeğinin, ürettiğinin karşılığını hemen alıyorken, öğretmenlerin bazıları bu mutluluğu yaşayamamaktadır. Çünkü öğretmenlikte hazıra konma yoktur, o meslekte ekilen tohumlar yıllar sonra ürüne dönüşmektedir. Öğretmen göçmen kuşlar gibi gagalarıyla toprağa tohum atarak yollarına devam etmektedir. Öğretmenlerin gözü ileride, akılları ise geride bıraktıklarında kalmaktadır. Bu nedenle her derse girişinde kendine özgü bir heyecan duyan ve öğretmen olmanın hazzını üç yüz altmış beş gün yaşayan öğretmenler için 24 Kasım daha özel bir anlam taşımaktadır.
Nihat Sami Banarlı öğretmenlik mesleği için “Hocalık (öğretmenlik) mesleğinin öyle mesut zamanları vardır ki onların en küçük bir anını satın almak için dünyanın milyonları kâfi gelmez. Vatan çocuklarına bir kelime öğretebilmek saadeti, onları temiz manevi damarlarında bir bilgi, bir fikir ve bir ideal unsuru yaşayabilmek, onlara her fikri, her bilgiyi doğruluğuna ve faydasına verebilme hazzı… İşte yeryüzünde bu hazzı satın alabilecek servetin bulunmaması, servetin azlığından değil, hazzın büyüklüğündendir,” demektedir.
Bir kişinin öğretmen olmadan daha ziyade öğretmen olarak hatırlanmayı hak etmesi saadetlerin en güzeli olacaktır.
Bir fincan kahveye kırk yıl hatır biçen bir kültürün sadece bir günde öğretmenleri göstermelik hatırlaması, insanın midesinde acı bir kahve telvesi ağırlığını hissettirmektedir.