
Başa dönecek olursak, hal böyle iken geçmişte Türkiye’de bazı çevreler, Azerbaycan’ın Türk Dış Politikasını “ipotek altına aldığı”, Ermenistan ile normalleşmesini engellediği yönünde gerçek dışı iddialarla suçlamışlardı. Türkiye’nin 1993’te Ermenistan ile diplomatik ilişkisini kesmesindeki en önemli unsur, Azerbaycan topraklarının işgâli ve bu işgâlin Dağlık Karabağ’ı çevreleyen bölgelere de yönelmesiydi.
Ancak Erivan’ın Türkiye’ye yönelik asılsız iddialarından vazgeçmemesi de Ankara’nın böylesi net bir diplomatik adım atmasında etkiliydi. Bu nedenle İran dışındaki tüm komşularından toprak iddiası olan Ermenistan’ın Türkiye’ye yönelik bu saldırgan söylem ve eylemleri dikkate alınmadan Türkiye-Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerini doğru analiz etmek mümkün değildi.
Malum hikayeyi hatırlar mısınız?
Çoban ile yılanın dostluğunu içeren. Çobanın yılana süt verdiği ve yılanın da çobana altın verdiği.
Biraz Türkiye Ermenistan ilişkilerini andırır yönü var değil mi?
Türkiye ile Ermenistan’ın ilişkilerinin normalleşmesi için öncelikle Ermenistan’ın Türk düşmanlığını ve soykırım yalanlarını doğrusu ile değiştirmesi gerekmektedir. Ermeni ırkçılığını yaşam biçimi yapan Hınçak ve Taşnak çetelerinin 100 yıl önce Wilson Prensiplerini gerçekleştirmek için Anadolu’da, Kafkaslar’da, Azerbaycan’da Türk nüfusu soykırım, sürgün ve benzer yöntemlerle yerinden ederek çoğunluğu sağlama uğruna yaptıklarını kabul etmelerini bir yana bırakalım, 1990-94 arasında Karabağ’da yaptıkları vahşet için özür dilemelerini de mi beklemeyelim?
Peki, bunu da beklemeyelim ama Türkiye ile ilişki kurmak, normalleşmek istiyorlar ise Türkiye üzerine iddialarını toprağa gömmek durumunda olmaları gerekmektedir.
Ermenistan uzatılan her eli reddetmiştir!
Kabul etmek gerekiyor ki, düne kadar Türkiye neredeyse bir fiskeyle devrilecekmiş gibi her 24 Nisan’da yaprak gibi tir tir titriyordu. Diasporanın faaliyetleri ile dehşete düşürülüyorduk. Her şeyi yalan olan 24 Nisan iddiaları ciddi olarak önemini yitirmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başı üzerinde gezdirilen demokles’in kılıcı anlamını yitirmektedir.
Bunun Türk Devletinin geldiği noktayla ilgisi var mıdır? Elbette vardır. Savunma sanayiinde ulaştığımız nokta kendimize güvenimizi artırdığı gibi, karşı tarafları da daha dikkatli adım atmaya zorladığı bir gerçektir.
Bu gerçeği 20-30 yıl önce Yunanistan ile Türkiye’ye Amerikan yardımının 7/10 oranının korunması için verdiğimiz mücadeleyi şimdi kimse hatırlamıyordur! Ancak geçmişte Yunanistan ile alacağımız askeri amaçlı yardımların nasıl haftalarca, aylarca gündemimizi meşgul ettiğini hatırlamakta yarar var.
Ermenistan’ın siyasi, askeri ve beşeri gücü ile orantılı olmayan saldırganlığı nihayetinde Türkiye’nin de elinin değdiği Azerbaycan Türk Ordusu tarafından deyim yerindeyse yerle bir edildi. Ermenistan’ın çok güvendiği Rus malı tank, top ve diğer ağır silahları esir alınarak Bakü’de sergilenmektedir.
Ermenistan ağır kayıplarla birlikte işgal ettiği toprakları terk ederken, yine Rus desteğiyle ordusunu tamamen imha edilmekten kurtardığının altını çizelim.
Ancak Erivan’ın Türkiye’ye yönelik asılsız iddialarından vazgeçmemesi de Ankara’nın böylesi net bir diplomatik adım atmasında etkiliydi. Bu nedenle İran dışındaki tüm komşularından toprak iddiası olan Ermenistan’ın Türkiye’ye yönelik bu saldırgan söylem ve eylemleri dikkate alınmadan Türkiye-Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerini doğru analiz etmek mümkün değildi.
Malum hikayeyi hatırlar mısınız?
Çoban ile yılanın dostluğunu içeren. Çobanın yılana süt verdiği ve yılanın da çobana altın verdiği.
Biraz Türkiye Ermenistan ilişkilerini andırır yönü var değil mi?
Türkiye ile Ermenistan’ın ilişkilerinin normalleşmesi için öncelikle Ermenistan’ın Türk düşmanlığını ve soykırım yalanlarını doğrusu ile değiştirmesi gerekmektedir. Ermeni ırkçılığını yaşam biçimi yapan Hınçak ve Taşnak çetelerinin 100 yıl önce Wilson Prensiplerini gerçekleştirmek için Anadolu’da, Kafkaslar’da, Azerbaycan’da Türk nüfusu soykırım, sürgün ve benzer yöntemlerle yerinden ederek çoğunluğu sağlama uğruna yaptıklarını kabul etmelerini bir yana bırakalım, 1990-94 arasında Karabağ’da yaptıkları vahşet için özür dilemelerini de mi beklemeyelim?
Peki, bunu da beklemeyelim ama Türkiye ile ilişki kurmak, normalleşmek istiyorlar ise Türkiye üzerine iddialarını toprağa gömmek durumunda olmaları gerekmektedir.
Ermenistan uzatılan her eli reddetmiştir!
Kabul etmek gerekiyor ki, düne kadar Türkiye neredeyse bir fiskeyle devrilecekmiş gibi her 24 Nisan’da yaprak gibi tir tir titriyordu. Diasporanın faaliyetleri ile dehşete düşürülüyorduk. Her şeyi yalan olan 24 Nisan iddiaları ciddi olarak önemini yitirmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başı üzerinde gezdirilen demokles’in kılıcı anlamını yitirmektedir.
Bunun Türk Devletinin geldiği noktayla ilgisi var mıdır? Elbette vardır. Savunma sanayiinde ulaştığımız nokta kendimize güvenimizi artırdığı gibi, karşı tarafları da daha dikkatli adım atmaya zorladığı bir gerçektir.
Bu gerçeği 20-30 yıl önce Yunanistan ile Türkiye’ye Amerikan yardımının 7/10 oranının korunması için verdiğimiz mücadeleyi şimdi kimse hatırlamıyordur! Ancak geçmişte Yunanistan ile alacağımız askeri amaçlı yardımların nasıl haftalarca, aylarca gündemimizi meşgul ettiğini hatırlamakta yarar var.
Ermenistan’ın siyasi, askeri ve beşeri gücü ile orantılı olmayan saldırganlığı nihayetinde Türkiye’nin de elinin değdiği Azerbaycan Türk Ordusu tarafından deyim yerindeyse yerle bir edildi. Ermenistan’ın çok güvendiği Rus malı tank, top ve diğer ağır silahları esir alınarak Bakü’de sergilenmektedir.
Ermenistan ağır kayıplarla birlikte işgal ettiği toprakları terk ederken, yine Rus desteğiyle ordusunu tamamen imha edilmekten kurtardığının altını çizelim.